04 Ağustos, 2013

Üsküp'teyim, her yanım Demirören



Geçtiğimiz aylarda Türkiye'den ayrılmak ve Danimarka'ya taşınmak için hazırlıklara başladım. İstifa edip evimi boşalttıktan sonra, Kopenhag'a gideceğim tarihe kadar arada oluşacak boş zamanda bir Balkanlar gezisi yapayım dedim. Pegasus'ta über uygun bir fiyata Üsküp bileti de görünce, Makedonya'dan başladım. 


Üsküp için, daha önceki yazılarımdaki yerler için söylediğim gibi "muhteşem bir yer, mutlaka görün", "şöyle güzel", "böyle güzel" diyemeyeceğim maalesef. Merkezde bana sadece Osmanlı eseri eski çarşı bölgesi görülmeye değer gibi geldi. Bu bölgedeki dükkanlar, hamamlar, Osmanlı hanları ilgi çekici. Ama ne yalan söyleyeyim, Türkiye'den biri olarak bana çok egzotik, orijinal gelmesi pek mümkün değil doğal olarak. Vardar nehri kıyısındaki cafelerde oturup bir şeyler içebilirsiniz ayrıca, oldukça dinlendirici.

Gelelim asıl meseleye. Merkezde, şehir estetiği adına utanç verici bir durum söz konusu. Hükümet, belediye, vb. çetesi "Demirören ruhu" olarak tanımlayabileceğim bir anlayışla, merkezde her yeri çakma anıtlarla, neo-klasik görünümlü ucuz, beyaz, parlak binalarla doldurmuş.


Şu aşağıda görünen meydanda gündüz hoparlörlerden klasik müzik yayını da yapıyorlar elegant şehir olacağız diye, offf, of ki ne off :(



Bu işin arkasında "tamamen duygusal" ilişkiler de dönüyormuş. Üsküp sonrası gittiğim Ohrid'de görüştüğüm iki Makedonyalıdan şu yukarıdaki Büyük İskender heykelinin çizimi için bile 800,000 euro gibi bir ödeme yapıldığı bilgisini aldım. Rakam ne kadar doğru bilmiyorum, ama Türkiye'de yaşamış biri olarak arkada bir rant dönmemesi imkansız gibi geliyor bana. Bir çok Makedon köpürüyor. İş yok güç yok, ayda 150-200 euroya geçineceğiz diye uğraşıyoruz, herifler bizim vergilerle neler yapıyor şeklinde. 

Şu bina da Arkeoloji müzesiymiş, bütün bu yapılar gibi son birkaç yılın eseri:



Bu aşağıdakiler ne yahu böyle?!! Her yere heykel doldurmuşlar. Bir de çakma Arc de Triomphe kondurmuşlar caddenin ortasına. 



Nehrin ortasına ağaç oturtmak?? :S



Tüm gezi boyunca en az beğendiğim yer oldu Üsküp. Yukarıdaki çirkin ve komik manzaranın da etkisi var bunda. Neyse ki Makedonya'da Üsküp sonrası gittiğim Ohrid'i çok sevdim. Bir sonraki yazı Ohrid üzerine olur herhalde. Kopenhag'daki odama yeni yerleştim daha; yavaş yavaş Balkanlar gezimden başka fotoğraflar ve notlar yayınlayacağım.

Son bir not, bu sefer vallahi iyi bir şey: "Stara Kuka" ya da "Old City House" adındaki restoran ve burada yediğimiz yemek çok güzeldi. Orayı tavsiye ederim, hem de çok. Garson'dan Makedonya usulü başlangıçlardan karışık yaptırmasını söyleyebilirsiniz. Porsiyonları çok büyük bu arada. Bu karışık tabaklar yetecektir size, benden söylemesi. Biz ana yemekleri yarılayamadık bile :) Burası Pajko Maalo caddesi üzerinde. Restoranın web sitesi de şu: http://www.starakuka.com.mk/en/index.php

3 yorum:

Burcu dedi ki...

Ellerine sağlık :)

Volkan Güney dedi ki...

Teşekkür ederim Burcu. Çirkinliğe dayanamadım ve yazı yazdım sırf bunun için :)

Dreamtime dedi ki...

Ben de merkezde bir gün geçirmeyi kalan 1 veya 2 günü Ohrid'de geçirmeyi düşündüm.Özellikle bir kaç yazıyı okuduktan sonra.